MED-CEZİR


Karadan 2 km belkide daha fazla denizin ortasına doğru yürüdüğünüzü hayal edin. Ne yani suyun üzerinde mi yürücem diyorsanız, hayır. Dublinde sular her 6 saatte bir gidiyor ve geliyor. Ama diyorum ya bu sizin bildiğiniz gel-gitlere hiç benzemiyor. Dün karar kıldık deniz kıyısa varıncaya kadar bu hafif ıslak sulu çölde yürücez diye. Biraz arada bir bulutların arkasına saklana güneşten, birazda üzerimize giydiğimiz yazlık kıyafetlerimizden güç alarak başladık yalın ayak bu çölde yürümeye.

Gözle bakınca dersinizki yarım saat, kırk dakkikada denize varırız en fazla. Bizim denize varıp geri dönmemiz 2.5 saat sürdü; kaç km yürüdüğümüzü siz hayal edin. Yürüdükçe deniz tabanında, orada kalakalmış hayatıda görüyorsunuz. Yosunlar boyun eğmiş suyla kavuşmayı bekliyor. Minik balıklar ufacık su kümlerinde ilkokul bahçesindeki gibi bir telaşla ordan oraya yüzüyor. Sonra kuşlar bu durumdan istifade ediyor tabi onca kabuklu etrafa pazar yeri gibi yayılmış.

Ha birde kabuklar vardı tabi... En çok bizi durduran, ellerimiz kollarımız doluncaya kadar topladığımız, düzgün şekilli, iki ayrı renkte (siyah ve pembe). Hani şu benzincinin kusursuz deniz kabuğu şeklindeki logosundakiler gibi...Nedense hiç yoktur bunlardan Türkiyedeki sahillerde. Bulunduğum onca sahili düşünürseniz, babamla daldığımız onca koyu düşünürseniz hatrı sayılır bir kaynak olarak alırsınız beni...

Şimdi birde orda deniz kenarında diye ev alanları düşünüyorum. Ev çöl kenarımı deniz kenarımı çok tartışmalı...

Comments

Popular posts from this blog

Güzel Rastlantı

Mode of Suspicious about Physicians

Dream About Healthcare System ;An Humanistic Desire Common Goals